Şok Diyet

Zaten yemek yeme konusunda beynimizi istediğimiz gibi kontrol edebiliyor olsaydık bugün için şişmanlık bir problem olmaktan çıkacaktı. Dolayısıyla henüz böyle bir gelişme olmadığı için fazla kilolarımızdan kurtulmak istiyorsak kesinlikle beslenme programımızı düzenlememiz gerekmektedir. Daha önceden bahsettiğimiz özel davetler söz konusu olduğunda ise durum daha da vahimdir. çünkü kilo vermek için çok daha az vaktimiz vardır. Bir an önce o özel günde giyeceğimiz elbiseye sığmalıyız. O gün herkes ne kadar kilo verdiğimizi söylemeli. O gün ortamda kendimizi fit hissetmeliyiz. Kalan kısa sürede çok hızlı kilo vermenin formülü ise şok diyetlerdir.

dukan diyeti

Dukan Diyeti Son yıllardaki en başarılı sonuç veren diyetlerden biri de Dr. Dukan diyeti. Protein ağırlıklı olan bu diyet yöntemi hemen sonuç veren ve kalıcı bir yöntemdir. Fransız kadınlarının ince kalmasının sırrı olarak bilinen bu diyet 4 aşamadan oluşmaktadır. Diyet yapanları bir diyet yapıyormuş gibi hissettirmeyen 4 aşama. Hedeflenen kilo kaybına en başarılı şekilde ulaştırması insanlar tarafından daha gerçekçi bir yöntem olarak benimsendi. Zayıflama yöntemleri için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz…

Obsesif Kompulsif Bozukluk ve PANDAS olgularında HLA Genlerinin Rolü

Çocukluk çağı Obsesif Kompulsif Bozukluğu (OKB) olgularının bir kısmı streptokok enfeksiyonları ile tetiklenir. PANDAS olarak adlandırılan bu durumda otoimmün nedenlerle nöron kaybı olduğu düşünülmektedir. “Büyük Doku Uyum Kompleksi; MHC” olarak adlandırılan HLA sistemi, bağışıklık sisteminin kendinden olanı ve olmayanı tanıması için gerekli doku antijenlerini kodlayan gen bölgesidir. Otoimmün hastalıklarda rolü olan sistemin bazı psikiyatrik durumlar için de önemli olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada HLA haplotipleri ile OKB arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya OKB tanısı olan 4-12 yaşlarında 90 olgu ve benzer yaşlarda 38 normal olgu katılmıştır. Psikiyatrik tanılar, DSM-IV tanı ölçütlerine göre ve WASH-U-KSADS kullanılarak konulmuştur. OKB belirti şiddeti Çocukluk Çağı Yale-Brown Obsesif Kompulsif Skala kullanılarak araştırılmıştır. HLA sınıf 1 (A, B, C, DQB1) ve sınıf 2 (DRB1, DRB3, DRB4, DRB5) haplotipleri incelenmiştir.
Bulgular: OKB&#8217;lilerin 41&#8217;i PANDAS, 49&#8217;u PANDAS olmayan olgulardır. HLA-A3 alleli OKB&#8217;lilerin %27.8&#8217;sinde, kontrollerin %10.5&#8217;inde belirlenmiştir (p<0.033). HLA-A3 alleli PANDAS olgularında kontrollerden anlamlı olarak sık iken (n= 12; %29.3; p<0.038), PANDAS olmayanlarla kontroller arasında fark belirlenememiştir. Serum ASO düzeyleri HLA-A3 alleli belirlenen OKB&#8217;lilerde (ortalama: 331,68 mg/dl) bu antijen belirlenemeyen OKB&#8217;lilerden (ortalama: 193.78 mg/dl) anlamlı olarak yüksektir (p<0.010). HLA-B18 alleli OKB&#8217;lilerin %7.8&#8217;inde, kontrollerin %31.6&#8217;sında belirlenmiştir (p<0.001). HLA-B-18 sıklığı hem PANDAS olan (%4.9; p<0.002) hem de olmayan OKB&#8217;lilerde (%10.2; p<0.013) kontrollerden daha azdır. Serum ASO düzeyleri HLA-B18 alleli belirlenenlerde (ortalama: 125,66 mg/dl) bu allele sahip olmayanlardan (ortalama: 241,71 mg/dl) anlamlı olarak düşüktür (p<0.010). HLA-B51 alleli PANDAS olan OKB&#8217;lilerde (%39.0) olmayanlardan (%12.2) daha sıktır (p<0.003). Kontrol olgularında %18.5 oranında belirlenen HLA-B51 allelinin sıklığı PANDAS olgularından anlamlı biçimde fazla iken (p<0.044) PANDAS olmayan OKB&#8217;lilerde fark belirlenmemiştir. HLA-DRB1-4 alleli OKB&#8217;lilerin %15.6&#8217;sında, kontrollerin %34.2&#8217;sinde belirlenmiştir (p<0.018). Bu allelinin sıklığı hem PANDAS olan (%14.6; p<0.018) hem de olmayan OKB&#8217;lilerde (%16.3; p<0.053) kontrollerden daha azdır.
Sonuç: Çalışmamızın bulguları çocukluk çağı OKB olgularında HLA sistemi aracılı immünitenin rolünü desteklemektedir. Bulgularımıza göre HLA-A3 ve B51 allelleri PANDAS için risk etmeni, HLA-B18 ve DRB1-4 allelleri ise koruyucu etmen olarak öne çıkmaktadır. Çocukluk çağı OKB ve PANDAS olgularında HLA sistemi daha önce araştırılmamıştır. Bu açıdan öncü verilerle konuya dikkat çeken bulgularımızın daha geniş gruplarda araştırılması ve nasıl bir rol oynadıklarının tanımlanması önerilir.

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİĞİ OLAN ÇOCUK VE ERGENLERDE YAŞAM KALİTESİ: TEDAVİ GRUPLARININ KARŞILAŞTIRILDIĞI BİR ÇALIŞMA

Amaç: Bu çalışmada böbrek yetmezliği nedeni ile ilaç tedavisi alan, dializ programında olan ya da böbrek nakli uygulanan çocuk ve ergen hasta grupları ile kontrol grubunun yaşam kalitesi açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya 10-17 yaş arası 17 böbrek nakli olan, 11 ilaç tedavisi alan, 20 dializ uygulanan ve 37 sağlıklı kontrol alınmıştır. Hasta ve kontrol grubunda yer alan çocuk ve ergenler Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği çocuk formunu doldururken, katılımcıların anneleri tarafından ise aynı ölçeğin ebeveyn formu tamamlanmıştır.
Bulgular: Çocukların fiziksel sağlılıklılık puanları (ort.=78.23, SS=20.97, n=85) annelerin puanlarından (ort.= 75.59, SS=23.47, n=85) anlamlı düzeyde daha yüksektir. Fiziksel Sağlıklılık açısından, kontrol grubundaki anne-çocuk çiftlerinin puan ortalamaları (ort.=95.37, n=37) diğer tedavi gruplarının tamamından (ilaç, transplantasyon ve diyaliz koşulları) anlamlı derecede yüksektir. Ek olarak, Transplantasyon grubundaki çiftlerin puan ortalamalarının (ort.=71.29, n=17)  dializ grubundakilerden (ort.=56.56, n=20) anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Çocukların Psikososyal sağlılıklılık puanları (ort.=80.27, SS=16.68, n=85) annelerin puanlarından (ort.= 77.46, SS=18.74, n=85) anlamlı düzeyde daha yüksektir. Psikososyal Sağlıklılık açısından, kontrol grubundaki anne-çocuk çiftlerinin puan ortalamalarının (ort.=93.19, n=37), Transplantasyon (ort.=71.34, n=17), Diyaliz (ort.=65.12, n=20) ve İlaç (ort.=67.27, n=11) gruplarında bulunan anne-çocuk çiftlerinden anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Transplantasyon, Diyaliz ve İlaç grupları arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür
Sonuç: Analiz sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, tüm tedavi gruplarında yaşam kalitesi puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmektedir. Bu bulgular dializ başta olmak üzere tüm tedavi gruplarının psikososyal desteğe ve yaşam kalitelerini arttırıcı yaklaşımlara ihtiyaçlarının olduğunu göstermiştir.

ERKEK ERGEN HASTADA ATİPİK ANOREKSİYA NERVOSA TANISI: BİR OLGU SUNUMU

Anoreksiya nervosa (AN), sıklıkla kız ergen hastalarda görülen ancak son yıllarda erkek hastalarda da prevalansı artmış olan bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervosa tanısı için gerekli tüm kriterlerin karşılanmadığı durumda hastalık atipik anoreksiya nervosa olarak tanımlanır.
Amaç: Burada atipik anoreksiya nervosa tablosuna sahip ondört yaşında erkek  vakadan ve atipik AN&#8217;a ilişkin literatürden  bahsedilecektir.
Tartışma: Literatürde atipik AN vakalarının karakteristik özelliklerini ayrıntılı olarak inceleyen  çalışmaların sayısı azdır. Bir çalışmada atipik AN vakaları alt tiplere ayrılmış ve bu hastaların çeşitli açılardan farklılık taşıdığı saptanmıştır. Hatta kilo bakımından tanı kriterini karşılamadığı için atipik AN tanısı alan vakaların tedavi sonrası en yüksek tam remisyon oranlarına sahip oldukları görülmüştür(1). Burada sunulan erkek vaka; hastanın obesite sorunu sebebi ile kendi kendine başladığı rejim sonrasında  ciddi miktarda (25 kg) kilo vermesi, kilo alma korkusunun ve beden  algısında bozukluğun olması ancak AN tanısı için gerekli olan kilo kriterini karşılamaması sebebi ile atipik anoreksiya nervosa tanısı almıştır. Anoreksiya nervoza tanısı alan ve çoğunlukla tedaviye dirençli olan vakalardan farklı olarak hastada kısa sürede dramatik düzelme görülmesi  ve hastanın obesite tanısından atipik anoreksiya nervoza tanısına kayması bakımından oldukça ilginçtir.  Literatürde bildirilmiş yine benzer bir vakada kız ergen hasta, obesite sonrasında atipik anoreksiya nervosa tanısı almıştır (2). Premorbidinde obesite öyküsü bulunan,  kontrolsüz olarak kilo verirken atipik anoreksiya nervoza sürecine giren, AN hastalarından farklı başka bir hasta grubundan söz etmek mümkün olabilir. Bu hasta grubunun tipik AN hastalarına kıyasla tedaviye daha çabuk cevap vermesi söz konusu olabilir. AN tanı kriterleri ile ilgili bir revizyona gidilmeden önce yeterince geniş hasta örneklemlerinde daha fazla çalışmanın yapılması gerekmektedir. Prognozu farklı grupların farklı etiyolojiye sahip olması da olasıdır.  


Bağlanma Biçimi, Duygu Düzenleme ve Psikolojik Sağlıklılık: Bir Ergen ve Yetişkin Örneklemi Üzerine Karşılaştırmalı Çalışma

Çalışmanın genel amacı, bağlanma biçimi, duygu düzenleme ve psikolojik rahatsızlık arasındaki ilişkiyi ilk kez Türkiye örneklemi üzerinde incelemektir.
Bağlanma kuramı ve takipçileri, bağlanma biçimi ve duygu düzenleme stratejilerinin anne ve bakıcının bağlanma ilişkisi sürecinde yerleştiğini, ayrıca bu yerleşen olguların kişinin daha sonraki yaşantısında da sürdürüldüğünü gerek kuramsal yaklaşımlarında vurgulamışlar gerekse ampirik çalışmalarında test etmişlerdir.  Duygunun düzenlenebilmesi güven temelli stratejiler gerektirmektedir. Ancak kişi, bağlanma kişisinin başarısız müdahalelerine bağlı olarak kendini savunma temelli ikincil bağlanma stratejileri geliştirebilir. Böylesi bir güvensiz bağlanma ya duyguyu dondurma (deactivating) ya da aşırı etkinleştirme (hyperactivating) stratejilerinin, bir başka deyişle, psikolojik rahatsızlıkla bağlantılı olduğu bulunan duygu düzenleme sorunlarının gelişmesine neden olmaktadır.  Dahası araştırmacılar, bağlanma ve psikolojik rahatsızlık ilişkisinde duygu düzenlemenin aracı, bu ilişkiyi açıklayan değişken olduğunu tutarlı olarak göstermektedirler.
Bu çalışmada da iki ayrı yaş grubuna ait (geç ergenler ve yetişkinler) toplam 253 katılımcı üzerinde, duygu düzenleme ve psikolojik rahatsızlık, bağlanma biçimi ve duygu düzenleme stratejileri ve bağlanma biçimi ile psikolojik rahatsızlık arasındaki ilişkiler her iki yaş grubunda da bulunmuş; ve ayrıca bağlanma biçimi ve psikolojik rahatsızlık ilişkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı değikenlik rolü kismi olarak doğrulanmıştır. Ek olarak, Geç ergen grubunun yetişkinlere kıyasla daha fazla duygu düzenleme sorunu ve psikolojik rahatsızlık yaşadığı bulunmuştur.

SINIRDA ZİHİNSEL İŞLEVSELLİĞİ OLAN BİR HASTADA ANOREKSİYA NERVOSA TANISI : BİR OLGU SUNUMU

Giriş: Anoreksiya Nervosa (AN), sıklıkla normal zihinsel işlevselliğe sahip populasyonda görmeye alışkın olduğumuz  bir yeme bozukluğudur. Ancak beklenenin aksine anoreksiya  nervosanın sınırda veya normalin altında zihinsel işlevselliğe sahip bireylerde de görülebileceğine ilişkin yayınlar mevcuttur (1,2).
Amaç: Bu yazıda sınırda zihinsel işlevsellik ve  anoreksiya nervosa tanılarının birlikte görüldüğü bir vakadan  ve bu hasta grubunda yeme bozukluklarının tanısının konulmasına ilişkin zorluklardan bahsedilecektir.
Tartışma: Mental retardasyonu olan hastalarda sıklıkla başka psikiyatrik bozukluklar da eşlik edebilmektedir. Bu hastaların kendilerini ifade etme güçlükleri mental retardasyona eşlik edebilecek depresyon, psikotik bozukluk başta olmak üzere tüm komorbid durumların tanılarının konulmasında güçlükler yaratmaktadır. Anoreksiya nervosada hastanın beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı korkması ve kişinin vücut ağırlığını ya da şeklini algılama biçiminde bozukluk olması söz konusudur. Zihinsel kapasitesi sınırda ve altında olan hasta populasyonunda hastaların beden algısı ile ilgili öznel düşüncelerini ifade etme becerilerinin zayıf olması sebebi ile AN tanısının atlanması mümkündür.
Mental retardasyonu olan erişkinlerle yapılan bir çalışmada hastaların % 27 sinde yeme bozukluğu saptanırken, AN sıklığı normal populasyona oranla daha yüksek oranda bulunmuştur (3).
Çocuk psikiyatrisi polikliniğine yapılan başvuruların oldukça büyük kısmını oluşturan mental retardasyonu mevcut hasta grubunda komorbid tanıların ve anoreksiya nervosanın da dahil olduğu yeme bozukluklarının olası varlığı göz önüne alınmalıdır.
Kaynaklar
1)Dymek M, le Grange D. Anorexia nervosa with comorbid psychosis and borderline mental retardation. Int J Eat Disord 2002;31:478-482.
2)Cottrell DJ, Crisp AH. Anorexia nervosa in Down&#8217;s syndrome-a case report. Br J Psychiatry 1984;145:195-196.
3)Hove O. Prevalance of eating disorders in adults with mental retardation living in the community. Am J Ment Retard 2004; 109:501-506.