GİRİŞ:DEHB’nin patogenezi büyük oranda bilinmemekle beraber çok sayıda kaynaktan gelen kanıtlar birincil olarak dopaminerjik sisteme işaret etmektedir.Ayrıca moleküler genetik çalışmalar D4, D5 reseptörleri ve dopamin taşıyıcısı (DAT) gibi dopaminerjik sistem genetik anormalliklerinin DEHB ile ilişkili olduğunu göstermektedir.Bununla beraber artık DEHB klinik ve patofizyolojik olarak heterojen bir fenomen olarak görüldüğünden DEHB etyolojisi ile ilgili hipotezler tek nedenli teorilerden genetik, nörokimyasal,çevresel ve psikososyal risk faktörlerini kapsayan çok nedenli teorilere doğru gelişmiştir.BDNF nöronların gelişim ve sağkalımını destekler,nörotransmitterleri modüle eder ve uzun süreli potensiyalizasyon (LTP) ve öğrenme gibi sinaptik plastisite mekanizmalarına katılır.Preklinik çalışmalar BDNF’nin DEHB patogenezi için önemli olan ortabeyin dopaminerjik nöronlarının sağkalım ve farklılaşmasında anahtar role sahip olduğunu göstermiştir.Psikostimulanların klasik etki mekanizması ortabeyinde dopamin ve norepinefrin salınımını artırmaktır.BDNF’nin dopamin salınımını modüle ettiği bilinmektedir. Ayrıca preklinik DEHB modellerinde frontal kortekste BDNF ekspresyonunun azaldığı gösterilmiştir.YÖNTEM:Bu çalışmaya 6-12 yaş arasında 30 DEHB’li ve 31 sağlıklı çocuk alınmıştır.Önceki psikiyatrik medikasyonu olan,<70 IQ düzeyi,nörolojik hastalığı,yaygın gelişimsel bozukluğu,psikotik ve duygudurum bozukluğu olan çocuklar çalışmadan dışlanmıştır. Ayrıca tüm kontrol grubunda major medikal ve psikiyatrik hastalık dışlanmıştır.Olguların klinik değerlendirmeleri K-SADS yarı yapılandırılmış görüşme ve CBCL,DuPaul,Conners öğretmen ölçekleryle yapılmıştır.BDNF ölçümü için olgulardan,aç olarak sabah 9.00–10.00 saatleri arasında 10 mL kan alınmıştır.BDNF ölçümü için ticari sandviç-ELİZA kiti kullanılmıştır.Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve gerektiğinde Fisher’in kesin ki-kare testi kullanılmıştır.Sürekli değişkenler bağımsız örneklem t-testi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak karşılaştırılmıştır.Olgu ve kontrol grubunda WISC-R puanları, CBCL puanları, okulda devam etmekte olduğu sınıf, yaşlar, ailedeki çocuk sayısı ile BDNF düzeyleri arasındaki korelasyonlar Pearson korelasyon testi ile belirlenmiştir.Kovaryans analizi ile cinsiyet farklılığının karıştırıcı faktör olması engellenmiştir.Tüm analizlerde p<0.05 olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.BULGULAR:DEHB grubu ile kontrol grubu çocukların serum BDNF düzeyleri açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p=0.885).Olgu ve kontrol gruplarında yaş,WISC-R puanları,Dupaul ve Conners ölçek puanlarının ile serum BDNF düzeylerinin korelasyonlarına bakıldığında her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı fark saptanamamıştır.TARTIŞMA:Bu çalışmada DEHB’li hastalarda serum BDNF düzeylerinin araştırılmış ancak DEHB’li hastalar ile sağlıklı kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır. DEHB olgularında, serum BDNF düzeyleri DEHB alt tipleri açısından karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.093). Ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmasa da DE baskın tip DEHB olgularında serum BDNF düzeyleri düşük bulunmuştur.
Bu bulgu BDNF’nin DEHB etyolojisinde rol oynadığı hipotezini desteklememektedir. Ancak, BDNF düzeylerini anlamlı bir şekilde yorumlayabilmek için, düzeyleri etkileyen faktörleri ve aynı zamanda periferik kan BDNF’sinin kaynaklarının aydınlatılması gerekmektedir.
Şok Diyet
Zaten yemek yeme konusunda beynimizi istediğimiz gibi kontrol edebiliyor olsaydık bugün için şişmanlık bir problem olmaktan çıkacaktı. Dolayısıyla henüz böyle bir gelişme olmadığı için fazla kilolarımızdan kurtulmak istiyorsak kesinlikle beslenme programımızı düzenlememiz gerekmektedir. Daha önceden bahsettiğimiz özel davetler söz konusu olduğunda ise durum daha da vahimdir. çünkü kilo vermek için çok daha az vaktimiz vardır. Bir an önce o özel günde giyeceğimiz elbiseye sığmalıyız. O gün herkes ne kadar kilo verdiğimizi söylemeli. O gün ortamda kendimizi fit hissetmeliyiz. Kalan kısa sürede çok hızlı kilo vermenin formülü ise şok diyetlerdir.
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUĞU OLAN BİR HASTADA EŞTANILARIN TEDAVİSİ VE METİLFENİDATIN SOSYAL İLETİŞİM ÜZERİNE OLUMLU ETKİSİ : BİR OLGU SUNUMU
Yaygın gelişimsel bozukluk, dil ve sosyal iletişim alanında gerilik, kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı hareketlerin eşlik ettiği bir bozukluktur. Bu hastalarda başta dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olmak üzere diğer psikiyatrik bozukluklar da görülebilmektedir.
Amaç: Bu yazıda yaygın gelişimsel bozukluğu olan bir vakada tespit edilen depresyonun ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinden yola çıkarak yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan hastalarda bulunabilecek eş tanıların tedavisinin öneminden ve bu hastada metilfenidatın sosyal iletişim üzerine yapmış olduğu olumlu etkiden bahsedilecektir.
Tartışma: Yaygın gelişimsel bozukluğu olan hastalarda sıklıkla başka psikiyatrik bozuklukların da eşlik edebileceğine ve bunların hastada ciddi fonksiyonel sorunlara yol açtığına ilişkin yayınlar mevcuttur (1, 2). Yaygın gelişimsel bozukluğu olan 50 hasta ile yapılan bir çalışmada hastaların % 46’ sında DEHB, anksiyete bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluk dahil), bipolar affektif bozukluk, sirkadien uyku ritm bozuklukları saptanmıştır (3). Yaygın gelişimsel bozukluğu olan hastalarda metilfenidatın etkinliğine ilişkin kontrollü olmayan vaka çalışmaları vardır ve bu çalışmalarda metilfenidatın belirgin tedavi yanıtı oluşturmadığına hatta tolere edilmesi zor yan etkilere neden olduğuna, sosyal davranışlarda olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin veriler elde edilmiştir (1). Ancak yakın tarihte yapılan bir çalışmada yaygın gelişimsel bozukluğu ve DEHB olan bir grup hastada metilfenidatın hastaların sosyal iletişimi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir (1).
Bu vaka, yaygın gelişimsel bozuklukta eş tanıların uygun şekilde tespit edilerek tedavilerinin yapıldığında hastanın prognozunda ne kadar dramatik değişiklikler olabileceğine ilişkin bir örnektir. Ayrıca yaygın gelişimsel bozukluğu ve DEHB olan hastalarda metilfenidatın sadece dikkat sorunlarına değil sosyal iletişim alanında da fayda sağlayabileceğine ilişkin dikkat çekici bir vakadır.
Amaç: Bu yazıda yaygın gelişimsel bozukluğu olan bir vakada tespit edilen depresyonun ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinden yola çıkarak yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan hastalarda bulunabilecek eş tanıların tedavisinin öneminden ve bu hastada metilfenidatın sosyal iletişim üzerine yapmış olduğu olumlu etkiden bahsedilecektir.
Tartışma: Yaygın gelişimsel bozukluğu olan hastalarda sıklıkla başka psikiyatrik bozuklukların da eşlik edebileceğine ve bunların hastada ciddi fonksiyonel sorunlara yol açtığına ilişkin yayınlar mevcuttur (1, 2). Yaygın gelişimsel bozukluğu olan 50 hasta ile yapılan bir çalışmada hastaların % 46’ sında DEHB, anksiyete bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluk dahil), bipolar affektif bozukluk, sirkadien uyku ritm bozuklukları saptanmıştır (3). Yaygın gelişimsel bozukluğu olan hastalarda metilfenidatın etkinliğine ilişkin kontrollü olmayan vaka çalışmaları vardır ve bu çalışmalarda metilfenidatın belirgin tedavi yanıtı oluşturmadığına hatta tolere edilmesi zor yan etkilere neden olduğuna, sosyal davranışlarda olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin veriler elde edilmiştir (1). Ancak yakın tarihte yapılan bir çalışmada yaygın gelişimsel bozukluğu ve DEHB olan bir grup hastada metilfenidatın hastaların sosyal iletişimi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir (1).
Bu vaka, yaygın gelişimsel bozuklukta eş tanıların uygun şekilde tespit edilerek tedavilerinin yapıldığında hastanın prognozunda ne kadar dramatik değişiklikler olabileceğine ilişkin bir örnektir. Ayrıca yaygın gelişimsel bozukluğu ve DEHB olan hastalarda metilfenidatın sadece dikkat sorunlarına değil sosyal iletişim alanında da fayda sağlayabileceğine ilişkin dikkat çekici bir vakadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)